y=f(yuce) | Yuce Zerey


Heybe Felsefesi Serisi

Uçan kuşlardan aldığım geribildirimlere göre site ziyaretçilerimiz özellikle eski yazılarımı kategoriler halinde paketlememi istiyorlarmış. Bu bağlamda Heybe Felsefesi Serisi ile ilk paket operasyonunu gerçekleştiriyorum.

Heybe Felsefesi üzerine konuşmayalı, yazmayalı uzun zaman olmasına rağmen her geçen gün kendime “Bilgi Eşeği olmaktan nasıl kurtulurum?” diye sormadan edemiyorum.

Heybe Felsefesi ve Bilgi Eşekleri



Peyami Safa ve Heybe Felsefesi
Mayıs 17, 2007, 8:58 am
Kategori: Heybe Felsefesi

İnsan, tarih defterinin derin ve anlamlı yapraklarında seyahat ettikçe, zihinlerindeki kavramlar daha da anlam buluyor, bulduğu anlamlardan destek alarak çevresini daha nitelikli anlamlandırıyor.

Bu yazının da hikayesi aslında tam olarak burada başlıyor. Geçenlerde, edebiyatımızın yetiştirmiş olduğu en önemli ustalardan biri olan ve keyifle okuduğum Peyami Safa’nın gazetelerde ve dergilerde çıkmış olan fıkra ve makalelerinin derlenmiş olduğu bir kitabı okuyordum. Yedigün’deki 20 Eylül 1938 tarihindeki yazısı beni aldı farklı yerlere götürdü, silkeledi ve günümüze getirdi bıraktı. Bu fikir seyahatinin heybemde bıraktığı entellektüel tadın adı “Heybe Felsefesi”‘nden başka birşey değildi.

Peyami Safa’nın yazdıkları ile Heybe Felsefesi’nin kesişim kümesinin nitelik ve nicelik olarak kapladığı alan beni gerçekten etkiledi.

Heybe felsefesi ile neler dediğimizi hatırlayacak olursak:

Heybe felsefesi, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi, değerleri ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle bireye ve topluma değer katmayı amaçlayan bir düşünce yapısıdır.”

diye tanımlamıştık. Heybe Felsefesi düşünce düzleminde tanımladığımız aktörleri de;

“Heybeci, heybe felsefesi tanımını içselleştirmiş, kendine ve topluma değer katan felsefe insanı

Haybeci, kendini öğrenmeye adamış, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen, fakat anlamlandıramayan ve aksiyon almayan araf insanı…

Bilgi Eşeği, amaçsızca bilgi arayan, toplayan, arşivleyen, bilgiyi tüketen ama üzerinde düşünmeyen, anlamayan, kendi egosunun tekelinde barındıran, topluma değer katma amacında olmayan eşek insanı…”

olarak tanımlamıştık.

Sözü üstadına teslim ettikten sonra yorumlar tamamen size aittir.

Peyami Safa, Yedigün, 20 Eylül 1938

“Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede övütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayatına karışmamıştır. Onların bilgileriyle zekaları arasındaki münasebet, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki münasebetin aynıdır: Biri ötekinin üstüne binmekle kalır.

Kitap, adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıyla şişmanlatır. Ayaklı kütüphane denilen adamlar, manevi bünyelerinde fikirden ziyade semen bulunan mahluklardır: ilmin şişkolarıdır. Bunun için sağlam yapılı bir kafa, dolu bir kafadan üstündür ve düşünmek bir fikre gebe kalmaktan başka birşey olmadığı için, kitapların en güzelleri, düşündürücü ve doğurucu eserlerdir.

Yine bunun için uyanık bir zeka, okurken her an şüphe içindedir. Bu şüphe at sineği gibidir: Savarsınız yine gelir. Bizi rahatsız etmesine mukabil, demin bahsettiğim kötü dalgınlıktan kurtarmak gibi, sinirlendirici olsa bile uyandırıcı tesiri vardır.

Aynı kitabı birkaç defa okumak, ayrı ayrı birkaç kitap okumaktan daha faydalıdır. Çünkü okumakta gaye müellifin ne düşündüğünü anlamaktan ve bir şey öğrenmekten ibaret değildir. Kitapla okuyucunun zekası evlenmeli ve mahsul vermelidir”

Aklın yolu bir…

Sevgilerimle

Yüce Zerey | y=f(yuce)



Marka Heybeleri ve Modern Marka Yapısını Anlamak
Şubat 7, 2007, 6:09 am
Kategori: Heybe Felsefesi, Parazırlama

Markanın günümüzdeki dinamiklerini, altyapısını anlayabilmek ve markayı stratejik olarak yönetebilmek için kafamızda marka kavramını iyi oturtmamız gerekiyor. Bu bağlamda, John Grant, marka tanımlamalarına önemli bir değer katıyor ve markayı kültürel fikir olarak tanımlıyor. Bu tanımın bileşenlerini iyi bir şekilde analiz edebilirsek, günümüz iş yapısındaki markaları daha iyi analiz edebileceğimizi düşünüyorum.Kültür, gelenekleri, görenekleri, inançları, sanatı, yaşam tarzına ilişkin alışkanlıkları, aileyi, işi, ekonomik alışverişi, bilgiyi ve diğer birçok şeyi içeren geniş bir alandır ve çok fazla çeşitlilik içerir.

Marka tanımını kültürel fikir olarak ele aldığımızda, tanımın kültürel bileşeni markanın paylaşılması, toplumun içine salınmasını, kısaca sahaya inmesini ifade eder.

Tanımın fikir bileşeni ise markanın özgünlüğünü, bireyselliğini ön plana çıkarır.

Günümüz iş yapısında marka, toplumun önünde giden, farklı özgün belki yer yer arıza bir yana sahipken, aynı zamanda da bir o kadar toplumun içinde, Hacı Mehmet Emmi ile bir sabahçı kahvesinde çay içebilmektedir. (veya Cihangir’de Berkcan Bey ile Roden’in eserlerindeki Quantum yaklaşımını tartışabilir) Kültürel fikirler nasıl çeşitlilik gösteriyorsa marka içeriği türlerinin de çeşitlilik göstermesi normaldir.

Başarılı markalar, kendilerine hitap eden, iş alanlarında kullanabilecekleri, hedef kitleri ve ürün/hizmetleri ile örtüşen bir takım kültürel fikirleri içermelidir. İşte bu her bir kültürel fikir, ayrı birer marka heybesidir. Markalar da bu kültürel fikirleri içeren marka heybelerinin bileşiminden oluşur. Markaların yapılandırma aşamalarında marka heybeleri üzerinde stratejik olarak düşünülmesi ve marka heybelerini dolduracak fikirlerin bu stratejiler kapsamında ele alınması gerekmektedir. Fikirlerin marka heybelerine doldurma sürecinde Heybe Felsefesi‘nin en önemli aracı olan Heybe Bilgi Çevrimi‘nden (Bilgiyi süz, anla, anlamlandır…) faydalanmak gerekir. Aksi takdirde marka heybelerini toplum algıladığı gibi yönlendirir, ve markanın yönetimi sizin elinizden çıkıp tamamen halkın algı inisiyatifine kalabilir.

Markanın yeni tanımını ve marka heybeleri kavramını daha iyi anlayabilmek için birkaç somut örnek üzerinden gidelim.

Birinci örneğimizde Starbucks’ın hem dünya da hem de Türkiye’deki marka heybelerini ve bu heybelere ait algıları, fikirleri bulabilirsiniz.


İkinci örneğimizde de dünyanın yükselen starı iPOD’un hem dünya da hem de Türkiye’deki marka heybelerine ve bu heybelere ait algıları, fikirleri bulabilirsiniz.

İlerleyen yazılarda örnekleri çoğaltıltıp, özellikle Türkiye’den örneklere eğilmeyi düşünüyorum.

Sevgiler

yucezerey | y = f(yuce)



Heybe Porter ve Sırlar Odası
Aralık 5, 2006, 2:50 pm
Kategori: Heybe Felsefesi


Heybe Porter’ın hami ailesi Karaerik’ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardı ki, Heybe bir an önce sihirbazlık okulu Yaşar Doğu’ya geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Komoçko ise onu uyarır: Yaşar Doğu’ya dönerse bir felaket olacaktır…

Heybe Porter, tasını tarağını, tıraş bıçağını, yine sihirbaz olan annesinin elleri ile diktiği banyo lifini heybesine atar, Casio kol saatini takar ve Gazanfer Bilge’den bilet alır, Yaşar Doğu sihirbazlık okuluna gitmek için Harem’den yola çıkar.

Yaşar Doğu’ya geldiğinde ortalık yine yıkılıyordur. Herkes elindeki sihirli asalarıyla birbirine eşek şakaları yapmaktadır. Heybe Porter için eşeğin ezoterik bir anlamı olduğundan dolayı, eşek şakalarından hiç hazetmez ve yapanlara karşı da mesafelidir.

Heybe Porter’ın sihirbazlık alemlerinde kankaları olan Tahsin ve Necla da Heybe’nin bu duruşuna son derece saygılıdırlar.

Yeni öğretim yılı, öğrencilerin İstiklal Marşı’nı ve andımızı okumasıyla başlamıştır. Okul Müdürü Abdurrahman Pordoğan Bey, öğrencilere bu seneki okul hedeflerini, akabinde bölüm hedeflerini başarı kriterlerini aktarmış ve performanslarının nasıl değerlendirileceği hakkında genel bilgiler vermiştir. Tuvaletleri temiz kullanmaları, asalarıyla tuvalete girmemeleri aksi takdirde çarpılabilecekleri konusunda uyarılarda bulunmuştur.

Heybe, Tahsin ve Necla üçü tekrar bir araya gelmiş, üçü bir arada olmuşlardır ve bir Cafe Crown arası vermişlerdir. Onlar fındık ülkesinde fındık aromasının lezzetini yaşarken okulda olanlar olmaktadır. Sırlar Odası açılmıştır…

Oda’nın açılmasıyla ortaya çıkan karanlık bir güç, Yaşar Doğu’dakileri eşeğe çevirmeye başlamıştır. Tüm öğrenciler yavaş yavaş eşek olmaktadır. Heybe, hayatını tehlikeye atarak, Odanın elli yıllık ölümcül gizemini çözmeye çalışır.

Kahramanımız Heybe Porter, ne var ne yok tüm çarşafı dökmüştür. Adeta olayı çözmek uğruna kendini psikopata paralel bağlamıştır. HTML, MHTML ve XML dillerine doğuştan hakim olan Heybe Porter, bu dil bilgisi sayesinde her şeyi ortaya çıkarmıştır. Sır falan kalmamıştır!…

Sırlar odasının kapısı internet denilen, terliksi organizma tarafından açılmıştır. Internet, bahsi geçen karanlık gücün ta kendisidir. Hakkıyla kullanmayı bilenlerin de aydınlanma gücüdür. (Dış ses toplumsal mesaj)

Esaretin zincirini boynundan sıra sıra çıkaran sırlar, bilgiler kendilerini odanın dışına atmışlar ve insanları bilgi eşeğine dönüştürmüşlerdir. İnsanlar da neye uğradığını şaşırmış, her çeşit bilgiyi; her formatta, her platformdan talep etmişlerdir. Hayatlarını bilgi ağlarıyla örmüşler, kendi ağlarında kendi kurbanları olmuşlardır, kendilerini dinlemeye, okumaya zamanları kalmamıştır.

Hatta öyle bir seviyeye gelmişlerdir ki, madde içi hayatta perende üzerine perende atarken, madde ötesi hayatın, ruhlarındaki daimi ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlayıp, arada bir bu nöbetçinin selamını alıp yine kendilerini sürükleyen çarklara takılmaya devam etmişlerdir.

İşte kahraman Heybe Porter’ın filmsel kahramanlığı burada devreye girer. Heybe Porter, arkadaşları Tahsin ve Necla ile birlikte okulda heybe felsefesini anlatmıştır. Eylemler, eylemsizlikler düzenlemişlerdir. Etkin mecralar alıp heybe mesajlarını doğru yerlerde konumlandırmışlardır.

Artık Yaşar Doğu Sihirbazlık Okulu heybeci kaynamaktadır… Tek tük kalmış bir kaç bilgi eşeği de nazarlık olarak okul bünyesinde barındırılmaktadır.

Özet olarak, Heybe Porter ve Arkadaşları, Haybeye değil Heybeye koşmuşlar ve Sırlar Odasını kapısına güzel bir arabirim oluşturmuşlardır. Artık bu arabirim sayesinde, öğrenciler, bilgiyi önce süzecek sonra anlayacak sonra da anlamlandıracaklardır.

y=f(yuce)



Heybe Potter ve Sırlar Odası
Aralık 5, 2006, 2:50 pm
Kategori: Algı Yönetimi, Bilgi Yönetimi, Harry Potter, Heybe Felsefesi


Heybe Porter’ın hami ailesi Karaerik’ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardı ki, Heybe bir an önce sihirbazlık okulu Yaşar Doğu’ya geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Komoçko ise onu uyarır: Yaşar Doğu’ya dönerse bir felaket olacaktır…

Heybe Porter, tasını tarağını, tıraş bıçağını, yine sihirbaz olan annesinin elleri ile diktiği banyo lifini heybesine atar, Casio kol saatini takar ve Gazanfer Bilge’den bilet alır, Yaşar Doğu sihirbazlık okuluna gitmek için Harem’den yola çıkar.

Yaşar Doğu’ya geldiğinde ortalık yine yıkılıyordur. Herkes elindeki sihirli asalarıyla birbirine eşek şakaları yapmaktadır. Heybe Porter için eşeğin ezoterik bir anlamı olduğundan dolayı, eşek şakalarından hiç hazetmez ve yapanlara karşı da mesafelidir.

Heybe Porter’ın sihirbazlık alemlerinde kankaları olan Tahsin ve Necla da Heybe’nin bu duruşuna son derece saygılıdırlar.

Yeni öğretim yılı, öğrencilerin İstiklal Marşı’nı ve andımızı okumasıyla başlamıştır. Okul Müdürü Abdurrahman Pordoğan Bey, öğrencilere bu seneki okul hedeflerini, akabinde bölüm hedeflerini başarı kriterlerini aktarmış ve performanslarının nasıl değerlendirileceği hakkında genel bilgiler vermiştir. Tuvaletleri temiz kullanmaları, asalarıyla tuvalete girmemeleri aksi takdirde çarpılabilecekleri konusunda uyarılarda bulunmuştur.

Heybe, Tahsin ve Necla üçü tekrar bir araya gelmiş, üçü bir arada olmuşlardır ve bir Cafe Crown arası vermişlerdir. Onlar fındık ülkesinde fındık aromasının lezzetini yaşarken okulda olanlar olmaktadır. Sırlar Odası açılmıştır…

Oda’nın açılmasıyla ortaya çıkan karanlık bir güç, Yaşar Doğu’dakileri eşeğe çevirmeye başlamıştır. Tüm öğrenciler yavaş yavaş eşek olmaktadır. Heybe, hayatını tehlikeye atarak, Odanın elli yıllık ölümcül gizemini çözmeye çalışır.

Kahramanımız Heybe Porter, ne var ne yok tüm çarşafı dökmüştür. Adeta olayı çözmek uğruna kendini psikopata paralel bağlamıştır. HTML, MHTML ve XML dillerine doğuştan hakim olan Heybe Porter, bu dil bilgisi sayesinde her şeyi ortaya çıkarmıştır. Sır falan kalmamıştır!…

Sırlar odasının kapısı internet denilen, terliksi organizma tarafından açılmıştır. Internet, bahsi geçen karanlık gücün ta kendisidir. Hakkıyla kullanmayı bilenlerin de aydınlanma gücüdür. (Dış ses toplumsal mesaj)

Esaretin zincirini boynundan sıra sıra çıkaran sırlar, bilgiler kendilerini odanın dışına atmışlar ve insanları bilgi eşeğine dönüştürmüşlerdir. İnsanlar da neye uğradığını şaşırmış, her çeşit bilgiyi; her formatta, her platformdan talep etmişlerdir. Hayatlarını bilgi ağlarıyla örmüşler, kendi ağlarında kendi kurbanları olmuşlardır, kendilerini dinlemeye, okumaya zamanları kalmamıştır.

Hatta öyle bir seviyeye gelmişlerdir ki, madde içi hayatta perende üzerine perende atarken, madde ötesi hayatın, ruhlarındaki daimi ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlayıp, arada bir bu nöbetçinin selamını alıp yine kendilerini sürükleyen çarklara takılmaya devam etmişlerdir.

İşte kahraman Heybe Porter’ın filmsel kahramanlığı burada devreye girer. Heybe Porter, arkadaşları Tahsin ve Necla ile birlikte okulda heybe felsefesini anlatmıştır. Eylemler, eylemsizlikler düzenlemişlerdir. Etkin mecralar alıp heybe mesajlarını doğru yerlerde konumlandırmışlardır.

Artık Yaşar Doğu Sihirbazlık Okulu heybeci kaynamaktadır… Tek tük kalmış bir kaç bilgi eşeği de nazarlık olarak okul bünyesinde barındırılmaktadır.

Özet olarak, Heybe Porter ve Arkadaşları, Haybeye değil Heybeye koşmuşlar ve Sırlar Odasını kapısına güzel bir arabirim oluşturmuşlardır. Artık bu arabirim sayesinde, öğrenciler, bilgiyi önce süzecek sonra anlayacak sonra da anlamlandıracaklardır.

y=f(yuce) | Yüce Zerey



Haybeye değil Heybeye…
Kasım 25, 2006, 11:50 pm
Kategori: BenLEAK, Heybe Felsefesi

Heybe dedik, Heybeci dedik, Bilgi Eşeği dedik… Kafalarımız karıştı… Yorumlar yaptık, tartıştık, anladık anlamadık, anlar gibi yaptık, reddettik, sadece geyik dedik. Kah güldük kah eğlendik. Ancak söz verdik, eylemlerimiz sürecek dedik…

Heybe Felsefesi ilk kez Uluslararası Reklamcılar Derneği (IAA)’nın düzenlenmiş olduğu Reklamcılar Tahtaya Etkinliğinde “Heybe Felsefesi ve Değişen Marka Anlayışı” seminerinde sunuldu. Reklamcılar tarafından büyük beğeni ile karşılandı. Uluslararası Reklamcılar Derneği üyelerine olumlu geribildirimleri için teşekkür edip, kaldığımız yerden devam edelim. Heybe felsesinin ne olduğunu hatırlayalım.

Heybe felsefesi, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi, değerleri ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle bireye ve topluma değer katmayı amaçlayan bir düşünce yapısıdır.”

Heybe Oyuncu Kadrosu ve Oynadıkları Mevkiler

Heybe felsefesinin etkileşim içerisinde bulunduğu aktörler ve bu aktörlerin özelliklerini biraz daha detaylı tanımlayalım:

Heybeci
, heybe felsefesi tanımını içselleştirmiş, kendine ve topluma değer katan felsefe insanı

Haybeci, kendini öğrenmeye adamış, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve toplum için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen, fakat anlamlandıramayan ve aksiyon almayan araf insanı…

Bilgi Eşeği, amaçsızca bilgi arayan, toplayan, arşivleyen, bilgiyi tüketen ama üzerinde düşünmeyen, anlamayan, kendi egosunun tekelinde barındıran, topluma değer katma amacında olmayan eşek insanı…

Heybe Taktiği: “Heybe Bilgi Çevrimi”

İnsanın doğuştan beraberinde getirdiği üç temel potansiyel bulunuyor:Fiziksel potansiyel

Zihinsel Potansiyel

Duygusal Potansiyel

Fiziksel potansiyel, insanın hareket ve eylem boyutunu, zihinsel potansiyel insanın mantık ve anlam üretme boyutunu, duygusal potansiyel insanın his ve ilişkiler boyutunu temsil eder. Her insanda bu üç potansiyelden birisi baskın, birisi yardımcı, birisi de çekinik olarak bulunuyor ve baskın olan potansiyel kişinin ilgi ve enerjisini nereye yönlendirdiğini, kısacası mizacını belirliyor.

Sosyolog Manuel Castells’in

ifade ettiği ağ toplumlarında, modern bilgi toplumlarında, bireyler zihinsel olarak bilgi bombardımanına, duygusal olarak his ve algı bombardımanına, fiziksel olarak da deneyim bombardımanına tutuluyorlar. İşte bu bombardımanı lehimize çevirecek yöntem ise Heybe Bilgi Çevrimi‘dir. Heybe bilgi çevriminde bireyler bu bombardımandan gelen bilgileri daha önceden belirlemiş oldukları, bireysel filtreleri, çizgileri, vizyonları, değerleri vb. ile süzüyorlar, süzülen bilgiyi anlayabilecekleri şekilde kategorize edip, anlıyorlar, ve akabinde anladıklarını sindirerek anlamlandırma, ve aksiyon sürecine geçiyorlar. Heybe Bilgi Çevriminin sonunda, süz, anla, anlamlandır aşamaları tamamlandıktan sonra mutl aka maddi ya da manevi bir ürün çıkarmak, çıkan ürünle bireye ve topluma değer katmak esas teşkil ediyor.

Heybe Oyuncuların Sahaya Yayılışı

Eylemlerimiz, somut örneklerle, devam edecek….

y=f(yuce)



Heybe Felsefesi ve Bilgi Eşekleri
Kasım 25, 2006, 5:24 pm
Kategori: BenLEAK, Heybe Felsefesi

2000 yılından itibaren toplum genelinde hissedilen genel bir değişim var. Değişimin tetikleyici kökeni, gündelik yaşama, çalışma ve kendine ayrılan boş zamana eklenen üçüncü boyuta, yani öğrenmeye dayanıyor. Bu açıdan 1900lerin başını inceliğimizde gündelik yaşamımızın tamamını olgusu kaplıyordu, 1950lerle ise yaşam pastamızın gündelik dilimlerini ile boş zaman aralarında kardeş payı yaptılar. Ancak 2000lerde ise iş ile boş zaman olgularına bir katılımcı daha, öğrenme geldi. Artık günümüzde insanların gündelik yaşamını meşgul eden üç boyut bulunuyor. İş, boş zaman ve öğrenim 

“Modern” iş yaşamında ise kurumiçi eğitim ve öğrenim, nefes alabilmenin temel koşulu konumuna geldi. İnsanlar işe girebilmek, işte terfi alabilmek uğruna, hem yetkinliklerini hem de profesyonel iş anlayışlarını geliştirmek zorunda. Şirketlerde bu durumu sürekli kendi lehlerinde değerlendirmek için bu konudaki yatırımlarını fazlalaştırdılar. 1994 yılında toplamı 50 milyar dolar olan bütçeler, 1999’da 63 milyara yükseldi. Günümüzde de 2000 işyeri üniversitesi bulunuyor ve bu sayı sürekli artıyor.

Yaşam pastamınızın gündelik dilimine eklenen 3. boyut olan öğrenme ile bizler, önceki kuşakların yönlendirmelerine fazlasıyla bağlı olmayan ilk nesiliz. Nasıl adam olunur, nerede ne giyilir, ne yenir, iş ortamında nasıl konuşulur, yazım dili nasıl olur, nasıl anne olunur, kolestrolden nasıl korunulur, alemin kralı nasıl olunur… Bunlar artık bizler için birer sorgulama konusu ve birbirimizi güncelleyerek eğlence konusu haline gelmiştir ve kavramlarla bizlerde sürekli değişimin içerisinde aktif olarak görev alıyoruz. ( Bak abicim, bu iş için oraya gideceksin, şunu yiyeceksin, sonra şurada bunu içeceksin… Giyecek alırken buradan alacaksın ki sezon sonu indirimi yakalayasın.. . Mağara dalışına gidiyorsan yanına şunları alacaksın, askere gitmeden önce şunları tedarik edeceksin, gibi… )

Sosyolog Manuel Castells, “The Rise of the Network Society” adlı eserinde vurguladığı en önemli nokta, “Bilgi Çağı’nda yaşadığımızı söylemenin yeterli olmadığı” dır. Bilgi, geçmişteki toplumların bir çoğunda, ilerlemenin ana kaynağı olmuştur. Mısırlılar ve Sümerlerin astronomi ve geometri konusunda ciddi bir donanımları vardı, Romalılar’ın yolları, yasaları, mühendislik ve sulama bilgileri vardı. Abbasiler de mekanik, sağlık , matematik konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktaydı. İlerleyen yıllarda Protestanlar da kitaplar bastılar, muhasebeyi geliştirdiler… Ancak bu bilgi çağlarının sahip olmadığı şey Castells’e göre üç özelliği olan teknoloji paradigmasıydı:

o Kendi kendini genişleten bir süreç kapasitesi (örnek: entegre devreler)

o Sürekli güncellenebilen, hızla yeniden yapılandırılabilen bilgi platformları (örnek: internet)

o Dağıtım esnekliği (örnek: networkler, mobil telefonlar, vs)

Castells’e göre, bu teknolojilerin anahtar etkisi, toplumu değiştirmek. Network toplumu, günümüzün toplumsal yapılanmasına egemen olan bir form olarak doğup gelişmiştir.

Günümüz toplumu için bütünsel olarak üç paradigmayı ele aldığımızda gündelik yaşamı meşgul eden iş ve boş zaman boyutlarına, öğrenmenin de eklenmesi aşikardır.

Nereye kadar ve ne şekilde öğrenim?

İşte Heybe felsefesi burada devreye giriyor. Nereden çıktı bu heybe felsefesi dediğinizi duyar gibiyim?

Heybe felsefesi, günümüz toplumunda, bilgi ve algı çöplüğünün arasından kendisi ve değerleri için doğru bilgileri seçebilen, seçtiği bilgileri anlayabilen ve anlamlandırabilen, bu bilgilerle insana ve topluma değer katmayı amaçlayan bir öğretidir.

Heybe felsefesini içselleştirebilmiş kişilere de “HEYBECİ” denir. Sürekli bilgi arayan, sürekli bilgi toplayan, arşivleyen, net ortamından bilgi indiren, tüketen ama tüm bunları sadece depolayan, üzerine düşünmeyen, anlamayan anlamlandırmayan, topluma değer katma amacında olmayan kişiler de “BİLGİ EŞEKLERİ” olarak ifade edilirler.

Bilgi Eşekleri, günümüzde çok kolay karşılaştığımız (iş yerinde, okulda, evde, halı saha maçında, ramazan çadırında vb.) bir canlı formudur. Zamanının büyük çoğunluğunu net ortamında, TV ortamında, kahvede geyik ortamlarında ondan bundan haberdar olmak amacında harcıyorlar. Ancak son tahlilde bu bilgi bombardımanında sadece bilginin hammalığını yapıyorlar.Bilgiyi nefsi olarak kullanırlar, kendilerini eğlendirmek, sosyal statülerini “sağlamlaştırmak!” için kullanıyorlar. Hangi bilgiyi ne şekilde kullanacaklarını bilmiyorlar, bilenlerde kullanmıyorlar.

Öğrenen bilgi toplumunda bize düşen en önemli görevlerden biri de heybe felsefesini içselleştirebilmek ve heybeci olabilmektir. Bu şekilde hem kendimize hem de toplumumuza değer katabiliriz. Heybe felsefesini destekleyen eylemlerimiz sürecektir…

Sevgilerimle
y= f(yuce)